Psikiyatrik İlaç ve Terapinin İşe Yaramamasının 5 Nedeni Nedir?

Psikiyatrik ilaçların ve terapilerin işe yaramamasının 5 önemli nedeni nedir?

Psikiyatrik ilaçları ve terapilerin pek de fayda sağlamadığına yönelik internette belli yorumlarla karşılaşmış olabilirsin.

Belki sen de böyle düşünüyorsun.

Hatta kendinde ya da çevrendeki bir yakınında böyle bir deneyim olabilir.

Hem ilaç hem de terapi desteği aldınız belki de ama işe yaramadığını gördünüz.

Hal böyle olunca insanın karamsarlığa düşmesi gayet doğal.

Bilimsel olan yöntemleri de denediysek ve işe yaramadıysa o zaman ne olacak?

Bu sorunlar çözülemez sorunlar mıdır?

Kaderimiz gibi bunu yaşamak zorunda mıyız?

Bunun gibi doğal, belli yakınmalar gündeme geliyor.

Bu konudaki düşüncelerimi uzun yıllardır psikiyatristlerle de birlikte çalışan deneyimli bir klinik psikolog ve terapist olarak 5 ana başlıkta anlattım.

İlaç ve terapinin gerçekten de işe yaramadığı durumlar olabiliyor.

Ama bu durumlarda gözden kaçırılan birçok noktanın da olduğunu söyleyebilirim.

Bu 5 madde eğer göz önünde bulundurulursa kesinlikle ilaç ve terapi desteğinden fayda sağlamak mümkündür.

Bu yazı için hazırlık yaparken ‘’İlaç ve terapinin faydasız olmasının nedenleri nelerdir?’’ diye şöyle bir liste yaptığımda açıkçası listenin epey kabarık olduğunu gördüm.

Dolayısıyla bu konuda anlatabilecek ve seninle paylaşabileceğim çok şey var.

Çok fazla kafanı karıştırmadan ve teknik detaylara girmeden senin için 5 tane ana başlık üzerinden bunları anlatmaya çalıştım.

Bu yazı diğerlerine göre biraz daha bilgi yoğunluğu içerdiği için belki bu yazıyı okurken notlar alabilirsin.

1. Yanlış Değerlendirme 

İlaç ve terapinin faydasız olmasının önemli bir nedeni; yanlış değerlendirme yapılmasıdır. 

Yaşadığın psikolojik güçlük, psikolojik sorunların aslında neden ön planda olduğu, bunları neden yaşadığına yönelik uzmanın yapacağı değerlendirmede belli eksikliklerin olmasıdır.

Burada özellikle psikiyatrik yaklaşımlarda en sık gördüğümüz şey, bunu bir beyin hastalığı olarak görmektir.

Belki sen de giderken o gözle gidiyorsun.

Bu eğer bir beyin hastalığı ise, hormonal etkenlerden ya da yapısal problemlerden kaynaklanıyorsa biyolojik bir tedavi yapmak gerekiyor.

Burada da en sık kullanılan biyolojik tedavi yaklaşımı; ilaç kullanmaktır.

Böyle bakıldığında biyopsikososyal modeline aykırı bir yaklaşımda bulunmuş oluyorsun.

Psikolojik güçlüklerin analizinde şu anda dünyada bilimsel olarak kabul edilen model biyopsikososyal modeldir.

Eğer bir sıkıntı yaşıyorsan bu sıkıntının biyolojik nedenleri de vardır, psikolojik nedenleri de vardır, sosyal toplumsal nedenleri de vardır.

Bunlardan biri bile ihmal edilirse büyük resmi aslında görmemiş oluyorsun.

Bu durumu şuna benzetebiliriz;

Bir Türkiye haritası çiziyorsun ama oraya bazı illeri katmıyorsun. Haritayı yarım çiziyorsun.

Bu harita Türkiye’nin kendisini göstermiyor.

Eğer uzman, senin de kendi iç dünyandaki haritayı bütünlüklü olarak görmezse sorunun doğru bir şekilde teşhis edilmemiş olur.

Gözden kaçırılan noktalar nedeniyle de bir türlü fayda sağlayamıyorsun.

Terapilerde de benzer bir sıkıntı olabiliyor.

O değerlendirme sürecinde sorulması gereken, ele alınması gereken noktalar üzerinde yeterince durulmadığında, özellikle de sıkıntıdan sıkıntı duyma tuzağında bunu sık bir şekilde görüyoruz.

Yaşanılan sıkıntının kendisine doğrudan odaklanıp, semptomları ortadan kaldırmaya çalışınca, o zaman tabii ki sıkıntılar çözülmüyor.

Bir nevi bataklıktan gelen sineklerle uğraşıyor kişi.

‘’Sinekler ortadan kalksın, günüm rahat geçsin yeter. Sinek görmeye tahammül edemiyorum.’’

O sıkıntının kendisinden sıkıntı duyduğunda o zaman asıl sorun olan bataklık çözülmemiş oluyor.

Dolayısıyla özellikle bu yanlış değerlendirmeden sorumlu olan uzmanın yeterince yetkin olmaması, bu konuyu yeterince ön planda gündemde tutmaması, belli beceri eksiklikleri olabilir. 

Ya da çalışma sisteminden dolayı, özellikle devlet kurumlarında genel görüşmelere, değerlendirme görüşmelerine tabi uzun uzun zaman ayrılamıyor.

O yüzden genel bir eğilim olarak daha çok semptomun kendisini odaklanıp yazılabilecek ilaçlara bakılabiliyor.

Böyle bir değerlendirmeyi yapmak için tabi ki daha uzun bir zaman ayırmak gerekiyor.

Hal böyle olunca hem sistemin getirdiği belli sıkıntılar hem de belli uzmanların aslında büyük resmi görmekte zorlanması ya da bu konuda yeterince çaba göstermemesi bir hatadır.

Aslında bu bir yapılmaması gereken hatadır.

O gözden kaçırılan noktalar nedeniyle ilaç ve terapi sürecinden yeterince fayda sağlanamayabilir.

2. Sorumluluğun Sadece Uzmana Yüklenmesi

İlaç ve terapinin yeterince faydalı olmamasının diğer bir önemli nedeni de; sorumluluk bilincindeki eksikliklerdir. Sorumluluğu daha çok uzmana yüklemektir.

Kişi o zaman şöyle düşünüyor; ‘’Ben hastayım, doktora gidiyorum. Doktor benim hastalığımı teşhis edecek ve bir tedavi uygulayacak. Benim yapacağım ekstra bir şey yok. Tedaviyi doktor uygulayacak. O bana yapacak.’’

Böyle bakıldığında yine yukarıda anlattığım gibi gözden kaçırılan birçok nokta gündemde oluyor.

O zaman da asıl sorunu çözümleyip işleme şansı da olmuyor.

Bunun getirdiği bir etken olarak da kişi -özellikle terapi sürecinde ve ilaç alırken de geçerli- kendisine düşen şeyleri pek yapmıyor.

Seans aralarında kafa yormuyor.

Bir sonraki seansa giderken yeterince etkili bir şekilde üzerinde düşünmüyor.

Bir önceki seansla pek bağ kurmuyor.

Motivasyonunu daha düşük tutabiliyor ve kendisine iyi gelebilecek şeylerin arkasında yeterince durmuyor.

Bu konuda zorlandığı durumlarda da bunu belki yeterince paylaşmıyor.

Bu gibi birçok nedenden bahsedebilirim. 

Özetle, destek alan kişinin daha pasif bir konumda kalması diyebiliriz.

Bu da terapi etkinliğini doğrudan etkileyen, düşüren önemli bir etkendir.

3. Güvensizlik Önyargıları

İlaç ve terapinin özellikle de terapinin faydasız olmasındaki önemli nedenlerden bir tanesi de; güvensizlikle ilgili önyargılardır.

Kişi gittiği uzmana yeterince güvenmemesidir. 

Terapi ilişkisi, terapinin etkinliği ile ilgili yapılan çalışmalarda çok önemli ve etkin olarak kabul edilmiş durumdadır.

Dolayısıyla da terapide uzmanla kurduğun ilişkide eğer belli sorunlar ve güvensizlikler varsa bu durum alacağın verimi doğrudan etkiliyor. 

Bu güvensizliğin birçok nedeni olabilir.

3a. Otorite Figürlerine Güvensizlik

Belki senin yaşadığın sıkıntıların önemli bir nedeni de otoriteye karşı bir güvensizlik olabilir.

Kendi anne-baban ile geçmişte yaşadığın sorunlar, ilişki kurduğun belli otoritelerle sorunların varsa bir uzmanla çalıştığında da bu sorunlar oraya yansıyabilir.

Çünkü uzmanı bir nevi bir otorite olarak görme eğilimi olabiliyor.

Dolayısıyla o duygular oraya yaşayınca kendini yeterince bırakamayabilirsin.

Normal koşullarda bu konunun terapide konuşulabiliyor olması lazım.

Senin bu konuyu açıp bunu gündemde tutman, bu konu üzerinde çalışman gerekiyor.

Bu bazen gözden kaçırılabilen bir konudur.

3b. İstismar Edilme Korkusu

Güvensizliğe neden olan önyargılarla ilişkili diğer bir önemli neden; istismar edilme korkusudur. 

‘’Yani uzmana gidiyorum ama hani o sadece parayı düşünüyor.’’

‘’Aldığı parayı da hak etmiyor, fazla para alıyor.’’ 

‘’Bunlar zaten böyledir. Güvenilmez.’’ 

‘’Beni önemsemiyor, değer vermiyor.’’ gibi düşünceler içinde olmaktır. 

Bu da tabi ki kendini o sürece bırakmanı, güvenmeni doğrudan engelleyecek bir şeydir. 

Özellikle de kendi isteğinle değil de bir yakınının dışsal motivasyonu ile gidiyorsan bu tür bir durumla karşılaşabiliyoruz. 

O zaman içten içe negatif bir hava hep hakim olacak.

Genelde bu düşüncelerini, gittiğin uzmanla açık şekilde paylaşmadığın için bunlar bir türlü konuşulmuyor ve süreci bir yerde bırakıyorsun.

3c. Kendini Açmamak

Bu güvensizliğin getirdiği önemli bir sonuç da aslında kendini açmamak oluyor. 

Belki utanıyorsun. 

Yaşadığın belli sıkıntıları açarsan gittiğin terapistin, uzmanım seninle dalga geçeceğini, içten içe seni yargılayacağını düşünüyorsun. 

Ya da sadece dillendirmek bile bir başkasına senin için çok zor olabilir.

Ama bunu terapide de aktif şekilde yaşayıp bunu dillendirmezsen, en azından ‘’Paylaşmakta zorlandığım noktalar var, utanıyorum.’’ diyemiyorsan o zaman ne oluyor?

Gerçekten önemli olan, üzerinde durulması gereken noktalar gözden kaçırılıyor. 

Halbuki o noktalar üzerinde çalışılması gerekiyor. 

Belki de asıl seni rahatsız eden sorunlarının temelinde o gizlediğin şeyler var.

Genelde kimseye anlatılmayan konular terapide anlatıldığında kişisel gelişim açısından önemli kapılar açılmaktadır. 

O anlatılmayan noktalar işlendiğinde büyük bir rahatlama gelebiliyor ve terapiye getiren hedefler konusunda önemli bir adım atılabiliyor. 

Dolayısıyla kendini tam açmadığında hissettiğin güvensizlik nedeniyle süreç tıkanabilir.

3d. Memnuniyetsizliği Paylaşmamak

Diğer bir önemli bir neden de; memnuniyetsizliği paylaşmamaktır.

Diyelim ki terapiye gidiyorsun ya da ilaç desteği alıyorsun. 

Sana pek fayda sağlamıyor, hatta memnuniyetsizsin. 

Gitmek sana rahatsızlık veriyor. Hiçbir işe yaramıyor gibi hissediyorsun. 

Bunu bu yoğunlukta eğer paylaşmazsan ya da daha yüzeysel, üstü örtük bir şekilde sıkıntını dile getirirsen ve uzman da memnuniyetsiz olduğunu fark edemezse “Acaba neden böyle oluyor? Neden ilerleme katedemiyorum?” düşüncelerini konuşup işleme şansı da ortadan kalkıyor. 

Bir de kendini yeterince açmama sorununu bunun üzerine eklediğimizde çıkmaz bir sokak içine giriyorsun ve o noktada da aldığın profesyonel destek aslında bir yerde sıkıntıya düşmüş oluyor.

Yeterince verimli sonuçlar alamıyorsun.

Böyle bir durumda çoğu zaman görülen şey uzmana haber vermeden planlanan seansa gitmemek şeklinde oluyor.

Bu her iki taraf için de gerçekten tatsız bir durum yaratır.

4. İçsel-Dışsal Sabotaj 

İlaç ve terapiden yeterince fayda sağlamamanın en önemli nedenlerinden birisi; içsel ve dışsal sabotaj içine girmektir. 

Bu neden için çok önemli, diğerlerine göre en derinlikli ve en kapsamlı olan neden diyebilirim.

İçsel ve dışsal sabotaj özellikle şu süreçlerle bağlantılıdır; 

İçsel sabotaj, bilinçdışı süreçlerle ve işlenmemiş travmalarla bağlantılıdır. 

Dolayısıyla bunları doğrudan fark etmek biraz güç olabilir. 

Genelde terapilerde de bu içsel-dışsal sabotajları fark etmek ve buna göre hareket edebilmek en önemli adımdır.

Dolayısıyla altta paylaştığım noktalara özellikle dikkatini vermeni istiyorum. 

İçsel-dışsal sabotajlara birçok örnek verebilirim. Birkaç tanesinden bahsedecek olursam;

Mesela, ‘’Mutluluğu hak etmiyorum.’’ düşüncesi. 

İçten içe, bilinçdışı düzeyde ‘’Ben mutluluğu hak etmiyorum ben kötü birisiyim. Suçlu birisiyim.’’ gibi düşünüyorsan -bu belli travmalarla bağlantılı olabilir. 

Örneğin, sevdiğin birini kırmışsındır, incitmişsindir. 

Belki sevdiğin birini kaybetmişsindir ama kırgın şekilde kaybetmişsindir. 

Bundan dolayı da kendini kötü hissediyorsun.

Ya da suçluluk hissetmene, utanç hissetmene neden olan belli deneyimler yaşamışsındır.-

Dolayısıyla bu deneyimler sonrasında ‘’Ben mutluluğu hak etmiyorum’’ gibi bir kalıp içselleştirdiysen o zaman gidip bir uzmandan destek almak bununla çelişir. 

İlaç ya da terapi desteği almanın amacı nedir?

Kendini daha iyi hissetmek, kendin için bir şey yapmak, kendine değer vermektir. 

Bir taraftan kendine değer verirken diğer taraftan “Ben mutluluğu hak etmiyorum’’ gibi bir düşünceyi bilinç dışı düzeyde hissediyorsan bir noktadan sonra bilinç dışı düşünceler baskın gelebilir. 

Bu düşünceler baskın geldiğinde sabote edersin.

Senin için iyi olan bir şeyi terapi sürecinde yapmazsın.

Belki çok üzerinde kafa yormazsın, 

Kendini daha pasif konuma sokarsın,

Sana iyi gelebilecek şeyler üzerinde düşünmezsin, 

Kendini yeterince açmazsın, 

Bir şekilde sahip olduğun ve paylaşman gereken yüklerini belli travmaları olayları anlatıp işlemen gerekirken bunları bastırmayı tercih edersin.

Dolayısıyla sana iyi gelebilecek şeyleri yapmazsın.

Bu içsel sabotajlar özellikle depresyonda da sık görülür.

O yüzden bunun kendisi de başlı başına önemli bir terapiden fayda sağlamama nedenidir.

Bunun kesinlikle fark edilmesi ve buna müdahale edilmesi gerekiyor.

4a. Destek Almayı Yetersizlik Olarak Görmek

Diğer bir önemli neden; “Destek almak yetersizliktir.” düşüncesidir. 

Belli durumlarda ‘’Ben kimseden destek almamalıyım. Kendi ayaklarımın üzerinde durmalıyım. Kendime yetebilmeliyim. Eğer birinden bir şey istersem beni zayıf görürler, yetersiz görürler gibi.’’ bir kalıbın varsa o noktada bir uzmana gidip destek almak da senin için zor gelebilir.

Her ne kadar bir bilim insanından ücretli hizmet aldığın profesyonel bir görüşme olsa da bilinçdışı kalıplar devreye girebilir.

Mesela, seansta duygularını yeterince yaşayamayabilirsin.

Bazı noktaları farkında olmadan gizleyebilirsin.

Kendi düşüncenle baktığında kendini kusurlu, yetersiz, eksik, ezik gibi gösterebilecek hassas, kırılgan duygularını pek paylaşasın gelmez.

Mesela güçlü görünmeye çalışıyorsan ağlama hissi geldiğinde belki ağlamayı bastırabilirsin.

Ağlıyor olmak aslında güçsüz görünmek midir? O ayrı bir konu.

Aslında ağlamaya izin verdiğinde kendini daha güçlü hissedeceksin ama içsel süreçler o kadar ön plandadır ki; buna izin vermezsin ve günün sonunda güçlü görünmek için kendini gizliyor olursun.

Böylece aslında bu süreci sabote etmiş olursun.

4b. Başarısızlık Korkusu

Yine yeterlilik ihtiyacıyla da birlikte gidebilen önemli bir etken de; başarısızlık korkusudur.

Terapide fark ettiğin şeyleri uygulamaya dökmeye çalışırsan ‘’Belki de başarısız olurum. Sıkıntı yaşarım. Terapistten beklentilerini yerine getiremem. Onun karşısında ezik kalırım. Bir şekilde benden beklentilerini karşılayamam, başarısız olurum.’’ gibi düşüncelerle bilinçdışı düzeyde bunları erteleme eğilimine girebilirsin, üzerinde kafa yormayabilirsin.

Belki de senin için önemli olan konuları açmayıp bunları bastırabilirsin.

Bu da içsel sabotajın önemli bir etkenidir.

İçsel sabotajın yanında dışsal sabotajlar da önemlidir. 

4c. Sistem Dinamiklerinin Direnci

Burada içinde bulunduğumuz sisteme aykırı bir davranış içinde olmak da senin için rahatsız edicidir.

Ne demek istiyorum?

Belli üyeler, elemanlardan oluşan sistem içinde -örneğin, aile sistemi- elemanların bir araya gelmesi ile birlikte özel bir ilişki dinamiği oluşur.

Diyelim ki bu ilişki dinamiğinde sen genelde karşı tarafı memnun etmeye çalışan, uyumlu olan, hayır demeyen tarzda birisin.

Aslında içten içe bundan yakınıyorsun, kendinle temas kuramadığını, kendin olamadığını hissediyorsun.

Bir şekilde yeri geldiğinde hayır diyebilmek istiyorsun.

Bunun için terapiye gittin. 

Terapide de kendinle temas kurmayı, duygularını, ihtiyaçlarını fark edip ortaya koyabilmeyi öğrendin.

Bu noktada aile sistemine dönüp onlara eskisinden daha farklı şekilde yaklaştığında, aile sistemi buna tepki gösterebilir

‘’Sen böyle değildin. Artık her şeye tepki gösterir hale geldin. Daha önce uyumluydun, şimdi benim İhtiyaçlarım da önemli diyorsun. Ne iştir?’’ gibi yaklaşabilir.

Tabi burada abartıyorum, bunları açık söylemeyebilirler.

Ama sonuçta bir gerginlik ortaya çıkabilir. 

Mesela sana; ‘’Bencilsin sen. Sen çok bencil oldun. Sadece kendini düşünüyorsun.’’ şeklinde bakabilirler.

Aslında öyle değildir ama böyle geldiklerinde bu sefer sen kendi içinde bir huzursuzluk duyarsın.

4d. Kişilik Bütünlüğünü Kaybetme Korkusu

Sanki kişiliğin değişiyor gibi hissedersin. Bu da içsel sabotajla alakalıdır.

Eğer kendi kişiliğinin değiştiğini hissedersen bu sende bir kaygı oluşturur.

Bu durum seni güvensiz bir alana doğru ittirir.

O güvensiz alan içinde sanki kendi kişiliğinden ödün veriyorsun, kendi kişiliğinin dışına çıkıyorsun gibi kendini belirsiz bir durum içinde bulursun.

Orada eğer taşları doğru yerlere koymazsan eski kalıplarına geri dönersin ve o şekilde hareket edersin.

Bu durumda sende bir hayal kırıklığı yaratırsa ‘’Ben hayır demeyi öğreniyorum ama yapamıyorum beceremiyorum.’’ya da ‘’Ailem bana destek olmuyor, şanssızım, mağdurum.’’ gibi bir psikoloji içine girip belki de o süreci yarıda bırakabilirsin.

Yarım bıraktığın için de terapinin verimsiz bir noktada kalmasına neden olabilir.

Ama aslında o yaşadığın direnci, sıkıntıyı devam ettirip aslında bunu fark etmek, bunu işleyip çözümlemek gerekiyor.

Tam da önemli olan verim alacağın bir noktaya gelmişken süreci yarım bırakırsan ya da bunları terapistinle paylaşmayıp, kendi içinde yaşayıp, sonra da bunlara müdahale edilmeyip görmezden gelinirse o noktada da sıkıntı yaşarsın ve bu sürecin verimsiz olduğunu düşünürsün.

5. Organizasyon ve Kararlılık Sorunu

İlaç ve terapinin yeterince fayda sağlamamasının önemli nedenlerinden birisi de; bu süreci düzenli ve kararlı bir şekilde götürmemektir.

5a. Odaklanma Sorunu

Mesela terapi sürecinde özellikle her hafta farklı konuları odaklanılıyorsa, terapi seanslarında belli bir konuya odaklanmakta güçlük çekiliyorsa, bir yerden bir yere doğru gittiğini hissetmiyorsan bu önemli bir sorundur.

Bu terapide yapılan bir hatadır.

Özellikle belli terapistler yeterince deneyimli değillerse bu hataya düşebiliyorlar.

Odak noktası doğru şekilde konulmadığında fayda sağladığını hissedemezsin.

Aslında fayda sağlanıyordur. 

Toprağa bir nevi tohum atılıyordur ama o tohumu attıktan sonra sulamak gerekir.

Çıkan otları temizlemek gerekir. Sonra gübreyi vermek, toprağın ihtiyaç duyduğu besinleri sağlamak gerekir.

Güneş almasını sağlamak gerekir. 

Yani yapılacak başka şeyler de var. 

Ama yüzeysel bir şekilde, birçok konuya yarım yamalak bakılırsa o zaman fayda sağlamak güç olur.

5b. Kararlı Olmamak

Diğer bir önemli neden de; kararlı bir şekilde bu süreci götürmemektir.

Yılların getirdiği belli kalıplar, belli alışkanlıklar, belli deneyimlerin sindirilmesinden bahsediyoruz. 

Bunlarla alakalı farkındalıklar ortaya çıktığında bu farkındalıkları gündemde tutmak lazım.

Bunların sadece tespit ile kalmaması lazım.

Çünkü sadece tespit değişime neden olmaz.

Fark ettiğin bilgiyi hayatına geçirmen, bunu kullanman gerekiyor. 

O yüzden de bu konuları gündemde tutup seans arası zamanlarda fark ettiğin şeyleri küçük adımlarla da olsa uygulamaya dökmen lazım.

Bir nevi buna bir alışkanlık değiştirme gibi bakabiliriz.

Alışkanlık değiştirmek, sadece buna karar vermekle olmaz.

Ona karar verip, kararın doğrultusunda tutarlı şekilde hareket ederek olur.

Bunun için kendine bunu hatırlatmanın, gündemde tutmam lazım, belki kendine telkin etmen gerekiyor.

Telkinlerle tekrar tekrar kendine fark ettirmen, seansta konuştuklarınızı, özellikle zorlandığın noktaları hatırlaman gerekiyor.

Bu da önemli bir noktadır.

5c. Düzenli Takip Yapılmaması

İlaç konusunda da genelde gördüğümüz sıkıntı; kişi ilaçla ilgili bir sıkıntı olunca başka bir doktora gidiyor.

Halbuki o doktorla devam edip bir şekilde o ilaçların seyrinin ne olduğunu takip etme önemlidir.

Tabii ki doktorunun yetkinliğine yeterince güvenmeme gibi doktor değiştirmen gereken durumlar olabilir. 

Ama bir şekilde oradaki takibin de tutarlı, düzenli olması önemlidir.

Genelde bu tutarlılık, düzenlilik terapide daha sık gördüğümüz bir şey.

İlaç kullanan kişi, ilacı birden kesebiliyor ya da doktoruna düzenli gitmeyebiliyor.

O zaman da dozaj ayarlaması ya da ilaç düzenlemesi gerekiyorken yerinde ve zamanında yapılmamış oluyor.

O zaman da alınan verim düşüyor.

Açıkçası şuraya kadar anlattığım etkenlere daha eklenebilecek birçok şey var.

Ama seninle bugün paylaştığın bu 5 etken en sık karşılaştığımız ve en çok gözden kaçırılan etkenler arasındadır.

O yüzden bunları göz önünde bulundurup iyice içselleştirmeni öneririm.

Peki bunlar ne işine yarayacak?

Bundan sonraki süreçte bunları nasıl kullanabilirsin?

Eğer şu anda henüz destek almadıysan, destek alma sürecinde uzman arayışlarında bu etkenleri de göz önünde bulundurmanı öneririm.

O süreç içinde bir taraftan bunları da takip et.

Ne kadarı var? Ne kadarı yok?

Eğer destek alıyorsan birisinden o zaman yine bu etkenler ışığında içinde bulunduğun süreci bir gözden geçir.

Her bir maddeyi tek tek incele. 

Acaba gözden kaçan bir şey var mı?

Önce sen kendin içinde düşün.

Eğer gözden kaçıyor gibi olduğunu hissettiğin bir şey varsa ya da emin olmadığın, terapistinin gittiğin uzmanın sana ayna tutmasına ihtiyaç duyduğun bazı noktalar varsa gidip doğrudan paylaşabilirsin.

‘’Ya böyle bir şey öğrendim. Bizim sürecimizde olabilir mi? Gözünüzden kaçıyor olabilir mi?’’ gibi.

Bunu seans gündemine alıp konuşabilirsiniz.

Böylece aldığın hizmetten çok daha fayda sağlaman, çok daha verimli bir şekilde bu süreci götürmen mümkün olabilir.

Uzm. Psk. Cem Gümüş

Kaliteli Yaşam Danışmanlığı ve Travma Terapisi/EMDR özel çalışma alanlarımdır.

Psikolojik güçlükler ve kişisel gelişime yönelik birçok içerik (kitap ve online eğitimler vb.) paylaşıyorum.

İçeriklere ulaşmaya başlamak için buraya tıklayabilirsiniz.

Kendinin Terapisti Ol Kitabı

psikolog kitapları öneri kendinin terapisti ol

Daha Kaliteli Bir Yaşam İçin
4 Basamaklı Uyan Yöntemini
Nasıl Kullanabileceğinizi Öğrenin

2 yanıt

  1. Öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Bende bu başlık üzerinde araştırma yapıyordum ve bu yazıya denk geldim. Konuyu değerlendirmenizi oldukça haklı buldum. 3 yıldır 20’den fazla psikiyatrist ve psikolog ile görüştüm, sayısızca tedavi ve terapi aldım. Haliyle binbir çeşit ilaç kullandım, Türkiye’nin en iyi psikiyatri hastanesi denilen yerde bile yatışta bulundum. Fakat karşılığında elde ettiğim hiç bir sonuç değişen veya gelişen tek bir şey dahi olmadı. Hatta sorunlarım daha da arttı ve kötüleşti. İlk başta bahsettiğiniz gibi kişi kendi öyle hissetmeye başlıyor. Neyse artık ne yapacağımı, nasıl ve neyden sonuç alacağımı öğrenmek istiyorum. Sadece neden olmadığını merak ediyorum ve bu yazı aradığım cevabı verdi, ayrıca çokta doğru. Tekrardan teşekkürler.

  2. Bu yazılanları okuyup anlayan insan zaten sağlıklıdır. Fuzuli bir sürü boş gereksiz şeyler. Olacak olan her şey kişide bitiyor. Doktor ne yapsa haklı suçlu hasta.

    Bu hastalıkları iyileştirecek kimseye inanmıyorum. 2 yıldır eşime vermedikleri ilaç kalmadı . Her doktor bir öncekinin ilacını beğenmiyor o olmaz diyor. Demek ki doktorlar bile ne yaptıklarını ve neyle uğraştıklarını bilmiyor.
    Olan hasta diye gidip muayene olan hastalara oluyor. Dene şunu dene bunu. İlaç firmalarının reklamcılığı dan başka bir şey değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir