Yazılarım

EMDR Terapisi İyileşme Öyküleri

EMDR Terapisi İyileşme Öyküleri

 

EMDR terapisi ile birçok türdeki problem alanında kısa sürede başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Bu yazıda sizlere EMDR’nin kurucusu Francine Shapiro’nun ”EMDR ile acı anıları silmek” kitabından esinlenerek birçok öyküyü paylaştım.

Buradaki örneklerin tamamına yakınının benzerlerini kendi çalışmalarımda da gözlemleme fırsatım oldu.

İnsanların kendilerini keşfetme ve yaşamlarını yeniden dizayn etmelerine tanıklık edebildiğim bir mesleğim olduğu için çok mutluyum.

 

Düşük Özgüven ve Utangaçlık

Özge kendine güvensizlik, utangaçlık ve düşük özsaygı nedeniyle terapiye geldi. Her zaman hatta sadece markette sırada beklerken bile insanlar sanki ona bakıyor ve onu yargılıyormuş gibi hissediyordu. Terapi sürecinde Özge’nin bu sorunlarının ergenlik çağında yaşadığı bir hayalkırıklığı ile başladığı anlaşıldı.

Anne ve babası kendisi iki yaşındayken boşanmıştı. 13 yaşına kadar da Özge babasını görmemişti. Uzakta oturan bir akrabalarını görmeye gittikleri bir ziyarette babası onunla görüşmek istemiş ve birkaç günlüğüne yanına almıştı. Babası ile denize gittiklerinde Özge çok mutlu olmuştu. Ne yazık ki daha önce denize hiç gitmemişti ve bu yüzden de kendisine pek dikkat etmediği için güneşte kötü bir şekilde yandı.

Ertesi gün babasının evinde ortalığı toplamaya yardım etmesi gerekirken yanık nedeniyle hissettiği acılar nedeniyle bunu yapamadı. Bunun üzerine babası ona acıyarak baktı ve ‘güneş kremi sürmeyi akıl edemeyecek kadar aptal olduğuna inanamıyorum’ dedi. Daha sonrasında babasından ayrıldıktan sonra bir daha onunla görüşmedi.

Bu anıyı yıllar geçmiş olsa bile tekrar hatırlamak kendisine ‘midesine oturan bir yumruk’ gibi geldi. Biri ona baktığında anının güvensizlik ve sıkılganlık duymasına neden olan bölümü utançtı. Bu duygu son 20 yıl içinde kendilik algısını zehirlemişti.

Bu anıların EMDR terapisinde ele alınmasının ardından kendisini terapiye getiren problemlerinden kurtuldu.

 

Uçak Korkusu

Leyla terapiye uçak korkusu nedeniyle başvurmuştu. Bu korkusu uzun bir uçak yolculuğu sırasında fırtına nedeniyle uçakta yaşan türbülans sonrasında başlamıştı. EMDR terapisinde terapist öncelikle bu korkunun ilk oluştuğu sırada Leyla’nın hayatında nelerin olduğunu içeren bir öykü aldı. Açıkçası, bir fırtına da uçakla uçmak herkesi belirli ölçülerde korkutur. Ancak başına böyle bir şey gelen birçok kişide uçmakla ilgili bu tür korku duygusu ortaya çıkmayabilir.

Bu nedenle bu korkunun temelinde bağlantılı olan başka şeylerin olduğu açıktı. Üstelik bu Leyla’nın ilk uçuş deneyimi de değildi. Değerlendirme aşamasında Leyla ve terapisti kendisini rahatsız eden ilk, en kötü ve son uçuş deneyimlerini belirlediler.

Bu semptomların üniversitenin birinci yılında bir gezi sırasında ortaya çıktığı anlaşılıyordu. İlk kez korku duyduğu uçuş hedef alındığında anne ve babası kısa süre öncesinde ayrılmış ve boşanmış olduğunu çağrışım olarak hatırladı.

Bu bağlantıyı daha önce farketmemişti. Anne ve babasının kararından ve o zamanda bu kararla beraber gelen bütün karışıklıktan kendisini sorumlu tuttuğunu terapide anlatmaya başladı. Şehir dışında üniversiteye gitmemiş olsaydı anne babasının ayrılmamış olacaklarına inanmıştı.

Fırtınalı uçak yolculuğu aslında evdeki durumla ilgili korkularını şiddetlendirmiş ve uçak korkusunun temeli haline gelmişti. Ama iş burada bitmemişti. Anne babasının hareketleri karşısında hissettiği sorumluluk, boşanmalarıyla sınırlı değildi. Çocuklar ve ergenler için anne babaları iyi geçinemediğinde suçun kendilerinde olduğu duygularına kapılması yaygındır.

Varılan bu sonuç beyinlerinde depolandığında yaşamlarının ileri safhalarında sorunlara yol açabilmektedir. Leyla’nın durumunda aşırı sorumluluk duygusunun yaşamının birçok alanında önemli bir mesele olduğu ortaya çıktı. Babası alkolikti ve annesi de kronik olarak depresyondaydı. Leyla’ya ailede bakıcı rolü verilmişti.

Emdr terapisi ile bu anılar ele alındıktan sonra Leyla’nın uçak korkusu tamamen ortadan kalktı ve endişe duymadan iş için yapması gereken uçuşları gerçekleştirebildi. Bu noktada terapiye devam edip daha geniş bir problem olan aşırı sorumluluk duygusu hakkında da terapi çalışması yapılmasını istedi.

Çünkü bu duygu hem ailesine karşı hem de özel ilişkilerinde fazla miktarda suçluluk ve sorumluluk hissetmesine neden oluyordu. Kendisine zarar veren aşırı ‘koruyucu’ ve ‘fedakar’ yaklaşımları nedeniyle ilişkilerinde mutlu olamıyordu.

Sonraki sekiz aylık EMDR terapisi çalışması ile çıkmazda hissettiği bu konuları da çözüme ulaştırdı. Böylece sevgiyi sadece vermek yerine almak ve beslemekte de rahat hissediyordu.

 

Öfke Patlamaları

Cemal için işte çalışmak zor geliyordu. Her an başarısızlık bekleyerek yaşam hedeflerini düşük tuttu. Hem evde hem de iş yerinde öfke patlamalarına yatkındı. Bu durum hem ailesini hem de kariyerini tehlikeye sokuyordu.

Cemal’e iş yerinde yaşadığı en son olayı düşünmesi ve bu olayla ilgili olumsuz düşüncesinin ne olduğu sorulduğunda bunun ‘başarısız birisiyim’ olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine Cemal ve terapisti bu düşüncenin kaynağındaki anılara ulaşmak için kullandıkları yöntemler sonucunda Cemal’in dört yaşındayken babası tarafından nedensiz olarak dövüldüğü bir anı ortaya çıktı.

İnsanlar, çocukluğu boyunca babasının kullanmış olduğu bir ses tonunun ya da yüz ifadesinin benzerini kullandığında Cemal’in öfke patlamalarının tetiklendiği fark edildi. Bazı insanların işte ya da evde zaman zaman kullandıkları üslup eski anılarıyla ilişkilenip ve eski yetersizlik, öfke ve acı duygularını gündeme getiriyordu. Bu yüzden o da karşılığında ani ve sert tepki verme ihtiyacı duyuyordu.

Anıyı işledikten sonra kızgınlıkları bitti. Üslup artık onu kontrolsüz şekilde harekete geçirmez oldu ve başarısız birisi olduğuna dair inancı değişti. Onların yerini daha olumlu bir düşünce olan ‘başarılı olabilirim’ aldı.

 

Doğum Sonrası Depresyon

Canan ilk çocuğuna hamileydi. Ailesindeki herkes heyecan içindeydi ve sabırsızlıkla büyük olayı beklemekteydiler. Ama Canan bir an önce doğurup kurtulmak istiyordu. Zor bir hamilelik dönemi geçirmişti çünkü hamile olduğunu öğrendiği zaman kocasının tayini çıkmış ve bu yüzden akrabaları ve arkadaşlarından uzağa taşınmak zorunda kalmışlardı.

Daha da kötüsü hamilelik dönemi sıkıntılıydı. Dokuz ayın büyük bir bölümünde sürekli midesi bulanmış, günde birkaç kez kusmuştu. Doğumu da kolay olmadı. Uzun süre doğum sancısı çekti ve sonunda kendisini acil sezeryan bölümünde buldu. Kendine geldikten sonra bebeğini görmek istedi ancak hemşireler sabaha kadar beklemesi gerektiğini söylediler.

Sonunda kız bebeğini getirip Canan’ın kollarına bıraktıklarında ise ona bakıp ‘bunda bir terslik var, hiçbir şey hissetmiyorum’ düşünceleri içine girmişti.

Canan bebeğini sevmek istedi ama sevemedi. Kızı için en iyisini yapmak istemesine rağmen onunla bağ kuramamıştı. Aksine, fiziksel olarak berbat ve çökmüş hissediyordu. Aslında, çocuğuna karşı sevgi besleyememenin yarattığı suçluluk duygusuyla perişan hissediyordu.

Ancak bu ne onun ne de bebeğinin hatasıydı. İşlenmemiş hamilelik ve doğum anıları beyninde depolanmıştı ve bu olumsuz duygular ve fiziksel hisler bebeği gördükçe tetikleniyordu.

Canan psikiyatrist kontrolünde antidepresan kullanımını denedi, danışmanlık aldı ancak bunlar bebeğine karşı olan hislerini değiştiremedi. Onu beslediği, kucağına aldığı, ağladığında ona biberon verdiği ve altı ıslandığında değiştirdiği halde sevme ve bakıp büyütme hislerinden yoksundu. Onun yerine duyguları üzüntü, kaygı ve kızgınlık arasında gidip geliyordu.

Canan bu sıkıntısını kucağında tutma ve ilgilenme tarzıyla bebeğine de yansıtıyordu. Dolayısıyla kızı huysuz ve gaz problemi yaşayan bir bebek haline geldi ki bu işleri iyice kötüleştirdi. Bu durum bebeğin daha o yaştan itibaren psikolojik gelişimi açısından olumsuz bir durumdu. Kendisini sevimsiz birisi olarak hissederek büyüyebilirdi.

Annesinin hamilelik ve doğum sırasında yaşadıklarıyla bilgi işleme sistemindeki tıkanıklar olmasa durum böyle olmayacaktı. Canan deli gibi istemesine rağmen bebeğine sevgi duyamıyordu çünkü işlenmemiş olumsuz deneyimler buna engel oluyordu.

EMDR terapisi yardımıyla hamilelik anılarını, onu rahatsız eden mevcut durumları işlemek ve hamilelik ile doğum deneyimleri farklı olmuş olsaydı ortaya çıkacak olan iyi duyguları deneyimlemesini özel olarak sağlamak suretiyle Canan’ın sorunları çözüldü.

EMDR terapisinden sonra Canan’ın sözleriyle babaği ‘bir angarya olmaktan çıkıp hayatının aşkı olmaya’ geçti. Bu değişiklik bebeğin ileride yaşam boyu sürebileceği ıstıraptan ve kendinden kuşku duymaktan kurtardı.

 

Panik Bozukluk

Ahmet yaşadığı panik bozukluk probleminden uzun yıllardır yakınmaktaydı. Kendi anlatımına göre:

‘Semptomlar ben 13-14 yaşımdayken başladı. Mide bulantımın tam olarak ne zaman ya da ne yaparken başladığını hatırlamıyorum ama çok uzun bir süredir yaşamımın bir parçası. Vurduğunda yürüyemeyecek ya da bir iş yapamayacak kadar sersem hissediyorum. Titreme, terleme ve baş dönmesi geliyor. Sonunda da kusuyorum.

Yaşamım boyunca birçok doktora gittim, hepside çeşitli açıklamalar getirdiler ancak hiç bir çözüm bulamadılar. Daha iyi hissetmek için yapabileceğim tek şey birkaç saat uyumaktı. Doktorların bana verdiği hiç bir şey fayda göstermedi.

Büyürken, üniversite kariyerime başlarken ve sonunda evlendiğimde bu semptomlar yaşamımı etkilemeye ve kontrol etmeye devam ettiler. Spor yaparken, topluluk önünde konuşurken, sınav esnasında, mülakatlarda vb. durumlarda hastalanırdım. Bu ‘canavar’ yaşamımı kontrol ediyordu ve benim hiçbir kontrolüm yoktu. Bu hastalık evliliğim ve çocuklarım üzerinde o kadar çok sıkıntıya neden oldu ki boşanma düşünceleri bile aklımdan geçti’.

Otuz yıl acı çektikten sonra Ahmet kendisinde panik bozukluk olduğunu keşfetti ve fiziksel hisleri tetikleyen anıları işlemek suretiyle semptomları ortadan kaldırabildi. Bu anıların bazıları yeni bir okula gitmekle ve ortama uyum sağlamak için spor yapması konusundaki baskılarla ilgiliydi.

Bu ve benzeri türdeki olumsuz anıların yeniden işlenmesi sonrasında Ahmet artık kendisini daha rahat hissetmeye ve bedeniyle barışık olmaya başladı.

 

Migren Ağrısı

İşinde çok aktif ve başarılı birisi olan Özlem’in birkaç haftada bir onu iki gün boyunca yatıran migren ağrıları tutuyordu. Nörologlara gitmiş, beyin taramaları yaptırmış ve migren için kullanılan her türlü ilacı denemiş ancak hiçbirinin fayda etmemişti.

Bu problem konusunda başvurduğu terapisti çabasının yüzde yüz ellisini işine verdiğine ve mükemmeliyetçi birisi olduğuna dikkat çekti. Gerçekten de migren ağrısının tuttuğu gecenin öncesinde yanlış bir iş yaptığı duygusuna kapılıyor olduğu anlaşıldı.

Beraberce ‘ben bir hayal kırıklığıyım’ ve ‘yeterince iyi değilim’ düşüncelerini çağrıştıran anıları hedefleyip bunları ele aldıktan sonra migren ağrıları yok oldu.

Başka bir kişinin sekiz yaşından beri her pazar akşamı migreni tutuyordu. Sonunda ebeveynlerinin o sıralarda boşandığı ve her hafta sonunu babasıyla geçirmek ve Pazar akşamları eve annesine geri dönmek durumunda kaldığı ortaya çıktı.

Ebeveynlerinin boşanmasına dair deneyimlerin işlenmesinden, baş ağrılarının anne ve babasının evleri arasında gidip gelmenin geriliminin bir ifadesi olduğu açıkça ortaya çıktı.

 

Cinsel Sorun (Sertleşme Problemi)

Mehmet eşi ile cinsel ilişkiye girmek istediğinde sertleşme problemi yaşadığı için terapiye başvurdu. EMDR terapisi yöntemleri ile yapılan bir görüşmede 6 yaşında iken anne ve babasının ayrıldıkları bir zamanı hatırladı.

Şu anda yaşadığı problemin o zamanlar annesinin ona babasının yerini tutmadığını söylemesi ile ilişkili olabileceği anlaşıldı. Tabi ki 6 yaşında bir çocuk olarak kendisinin bu tür bir görevi yoktu. Ancak bildiğimiz gibi küçük çocuklar ebeveynlerinin hatalarının suçunu üzerine almaya eğilimlidirler.

Şimdi bir yetişkin olarak, annesinin yatağa bağımlı bir hale gelmek zorunda kalmasına neden olan en son hastalığı onun suçluluk duygusunu, annesinin onunla ilgili hayal kırıklığını ve ‘bir erkek olmadığı’ yönündeki sözlerinin anısını tetikledi.

Sertleşme problemi annesine bakamamış olmaktan doğan yetersizlik duygularının fiziksel bir ifadesiydi. İşleme süreci boyunca ‘yetersizim’ düşüncesi ‘olduğum halimle iyiyim’ düşüncesine dönüştü ve böylece cinsel isteği ve performansı geri geldi.

 

Takıntılı Düşünceler

Selma iş arkadaşları onu iş yerinde aşağıladığını düşündüğü için iki yıl boyunca işi bıraktı. Günde iki kez banyo aldığı, iç çamaşırını sık sık değiştirdiği ve pek çok pudra ve deodorant kullandığı halde aşırı terleme yüzünden koktuğundan emindi. İnsanların onun hakkında konuştuğunu düşündüğü için sosyal ortamlarda bulunmaya dayanamazdı.

Geçen on beş yıl içinde intihar düşünceleri yüzünden birkaç kez hastaneye yatırıldı ve üç farklı ilaç tedavisi gördü. Hiçbirinin bir faydası olmadı. Selma için bardağı taşıran son nokta masasına yakın bir yerde bir deodorant şişesi bulması oldu.

Bunun koktuğuna dair bir eleştiri olduğuna inanarak utancından yerin dibine girmiş, eve gittiğinde yüksek dozda ilaç içti ve tekrar hastaneye yatırıldı. Bunun üzerine ilaç tedavisinin yanında EMDR terapisi alması için bir uzmana yönlendirildi.

EMDR terapisi sırasında sorunun ne zaman başladığını hatırladı. 12 yaşındaydı ve öğretmenin talimatına uygun olarak yapılacak bir etkinlik için sınıfa yemek getirdi. Ne yazık ki o gün o ders iptal olmuştu.

Pazartesi günü okula geri döndüğünde spor odasındaki soyunma dolabına gitti ve içinde spor kıyafetlerinin bulunduğunu düşündüğü torbayı çıkardı. Açtığında odayı çürümüş yemek kokusu kapladı. Ders iptal olduktan sonra unutup hafta sonunda orada bıraktığı yiyecekti bu.

Okul arkadaşları bu manzarayı görünce onu iç çamaşırlarının kirli olmasıyla suçlayarak alaya aldı. Sonra da hijyene dikkat etmediği için onu azarlayan okul müdürüne gönderildi. Gözyaşları içinde eve koştu ve bir hafta okula geri dönmeyi kendisine yediremedi. Birkaç yıl sonra da bir erkeğin ter bezlerine sahip olduğunu söyleyen bir doktora gittiği başka olumsuz anılarda yaşadı.

Daha önceki bu olumsuz deneyimler işlenmeden kaldığı için Selma 30 yıl boyunca bu düşünceleri nedeniyle acı çekti. Üç tane işleme seansının ardından takıntılı düşünceler ile ilgili semptomlar tamamen ortadan kayboldu ve beş yıllık bir izleme dönemi sonunda da hala yoklardı.

Selma’nın durumu bizlere sadece önemli ve büyük olayların değil küçük yaralanmalarında insanın yaşamında önemli etkilerde bulunabileceğini göstermektedir.

 

Kanser İle İlgili Psikolojik Sorunlar

Sevda kanserle mücadeleden sonra terapi desteği almak için başvuruda bulunmuştu. Teşhisten iki yıl önce göğüs kanseri olduğuna dair, doktorlarının ‘mantıksız’ olduğunu düşündükleri ve kaygı ilaçları ile tedavi ettikleri, giderek büyüyen ancak doğrulanmamış bir şüphe besliyordu.

Kendi kendisine yaptığı muayeneler ve yıllık mamografi taramalarına rağmen kanseri en ileri safhasına gelene kadar yakalanmadı. Neyseki tedavisi başarılı oldu. Tümör belirleyici testleri şu anda normal olmasına rağmen umduğu rahatlama duygusunu yaşayamıyordu. Onun yerine sonu gelmeyen bir panik duygusu ve ‘yakın zamanda öleceğim’ düşünceleri vardı.

Bu duygu en çok otobüslerdeki göğüs kanseri farkındalık ayı sırasındaki ‘erken teşhis hayat kurtarır’ yazısını gördükçe tetikleniyordu. Kendini endişeli, umutsuz ve moralsiz hissediyordu. Kanseri hiç tekrarlamasa bile her zaman onun geri döneceğine yönelik bir korku yaşamaktaydı.

Hayatta kalmıştı ancak şimdi nasıl yaşayacağını bilmiyordu. Kanser korkusu giderek daha kötü bir hal almaya başlamıştı.

Bir EMDR terapisi seansı sırasında otobüs üzerindeki ilanlara odaklandığında ve aklına gelen çağrışımlara izin verdiğinde teşhisi öğrendiği anı hatırladı. Seans sırasında aynı panik hissi ve ölüm korkusu içine girdi. Bu durum kanser hastalarında sıklıkla görülen bir durumdur. Bu çoğu kez doktorun söylediği ya da söylemediği bir şeyle karışık olarak bizzat teşhisin yarattığı şoktur. Bu anının ele alındığı seansın sonunda hatırladığındaki rahatsızlık derecesi kalıcı olarak önemli oranda azaltıldı.

Bir hafta sonraki seansa geldiğinde Sevda artık ilanlar karşısında panik hissi ya da ‘yakın zamanda öleceğim’ düşünceleri içine girmiyordu. Anıya tekrar dönüp bakıldığında eskisi gibi bir rahatsızlık duyulmadığı, sadece göğüs bölgesinde hafif bir duyumsama hissettiğini belirtti.

Bu hislerin ele alınması hedeflendi ve bunun üzerine alınmış olan göğüs bölgesindeki yanma hissi, ameliyatile ilgili sahneler ve dikişli yarasını aynada ilk kez gördüğü anlar EMDR ile işlendi.

Bunun ardında bedendeki olumsuz duyumsamalarda ortadan kalkmış oldu ve yerini şu düşünceye bıraktı: ‘ben çetin cevizim. Ne kadar korkutucu olursa olsun şimdi olduğum yere varacak güce sahip olduğumu biliyorum’. Bu sözlere yürekten inandığını belirtti. ‘On yıl geçse bile buna inanabileceğimi düşünmezdim’ diyerek gözyaşlarına boğuldu.

Sonraki seansta Sevda kansere kendisinin sebep olduğuna dair bir düşüncesinin olduğunu söyledi. ‘Hepsi benim hatam’ şeklindeki düşüncenin aslında kendisine tanıdık geldiği, çocukluk döneminde bununla ilgili birçok anısının olduğunu ifade etti ve bunlardan en çok ön plana gelenleri üzerinde EMDR terapisi uygulandı.

İki seans sonra kanserle ilgili düşüncelerine baktığında ‘ben hiç bir yanlış yapmadım, bu öylesine oldu işte’ olarak ifade ettiği sağlam bir inançla ve ayrıca ‘daha hayatta yapacak çok şey var’ şeklindeki enerjik bir duyguyla terapiyi tamamladı.

Konulan teşhisten tam yedi yıl sonra yapılan görüşmede Sevda’nın kansersiz olmaya devam ettiği görüldü. Yıllık mammografi taramalarına gittiği zaman duyduğu endişeyi artık yaşamadı. Nüksetme korkularını geride bırakmanın yanı sıra kendisini hayata daha bağlı birisi olarak gördüğünü ifade etti.

 

Kronik İlişki Problemi ve Depresyon

Ayfer moral bozukluğu yaşadığını ve depresyonda olduğunu söyleyerek terapiye geldi. 37 yaşındaydı, iki kez boşanmıştı ve son beş yıldır Barış ile mutsuz bir ilişkisi bulunmaktaydı. Onu ‘ne onunla ne de onsuz’ biri olarak tanımlıyordu. Sayısız kereler ayrılmışlar ancak her seferinde ona geri dönmüştü.

Ayfer’in Barış’tan asıl şikayeti Barış’ın onu ya eleştirmesi ya da önemsememesiydi. Kendi fikrini savunamıyor, oysa bunu yapması ‘gerektiğini’ biliyordu. Ancak kendi kendine ne yararı var ki? ‘Nasıl olsa fark etmeyecek’ diye düşünerek bundan her seferinde vazgeçti.

En kötü anlarında, daha iyisini hak etmediğini düşünüyordu, bütün ilişkileri aynı şekilde sonuçlanmıştı. İlişkileri başlangıçta her zaman daha umut verici görünmesine rağmen sonunda hiçe sayıldığı ve hiçbir şeyin değişmeyeceği duygusuyla baş başa kaldı.

Ayfer’in geçmişi yaşadığı bütün sıkıntıların anlaşılmasını kolaylaştırdı. Dört çocuğun en küçüğü olarak sık sık annesi tarafından eleştirilmiş, babası ise onu önemseyecek davranışlar içine girmemişti. Abileri ona saldırganca davranıyor ve onları kızdıracak bir kabahati olmamasına rağmen her zaman suçlanan kişi kendisi oluyordu.

Henüz birinci sınıftayken okuldan eve döndüğünde evde hiç kimseyi bulamadığını anlattı. Sonrada ebeveynlerinin eve dönmelerini beklemek için bir komşunun evine gittiği için cezalandırılmıştı. Onu sevdiğini hissettiği tek kişi dedesiydi, o da kendisi 6 yaşındayken ölmüştü.

Ayfer daha o yaşlarda başka hiç kimsenin onu dedesi kadar sevemeyeceğinden emin olarak umutsuzluğa kapıldığını hatırladı. Hiç kimsenin umurunda değil gibiydi.

Örneğin, sekiz yaşındayken ailece gittikleri bir çocuk parkında onu arı soktu. Kimse aldırmadı ve o da ‘acımadığına’ karar vererek ağrısını ‘zorla’ kabullendi. O olaydan itibaren gereksinimlerinin ve duygularının önemsiz olduğunu hissederek duygularını gizlemeye başladı.

Sonuçta abilerine gösterilen sevgi ve ilgiyi ‘hak edecek kadar iyi birisi olmadığına’ inanıyordu.

Ayfer’in ebeveynlerinin ‘kayıtsız’ bağlanma tarzı denilen bir tutum içinde olduğu düşünülebilir. Bu tür kişiler güçlü duygular taşımaktan rahatsız olurlar. Bu yüzden çocuklarının duygu ve ihtiyaçlarından kaçınır ve ürker. Dolayısıyla, olumlu duyguların ve desteğin eksikliği özellikle çocukların kendi duygularını ve rahatlık arzularını bastırmalarına neden olur.

Çocuklar genellikle yeterince iyi olmadıkları ve ilgiyi hak etmedikleri düşüncelerini taşırlar. Ayfer kendisini Barış’a ifade edemiyordu. Çünkü onun ve ebeveynlerinin tepkileri birbirine çok benziyordu. Tıpkı çocukluğundaki gibi onu hiç önemli birisi olmadığı duygusunu hissettiriyordu.

Barış’ın ona karşı kayıtsız kaldığı son bir olay ele alınıp buradaki hislere benzer geçmişteki bir anıya kaymasının istendiği bir yöntem uygulandığında ailesiyle birlikteyken hissettiği yalnızlık duygularını hatırladı.

Anıları işleme sürecinde ailesi tarafından eleştirildiği ve reddedildiği ya da görmezden gelindiği, erkeklerle olan sonraki ilişkileriyle benzerlik gösteren bir çok deneyim açığa çıktı. Ayfer sadece kötü romantik seçimler yapmakla kalmamıştı, ayrıca duygu ve gereksinimlerini belirleme ve ifade etme becerilerinden de yoksundu.

Dedesinin ölümü, çocukluktaki olaylar, ilişkilerini bitirmeye çalıştığı dönemler Ayfer için yalnızlık ve çaresizlikle karışık değersizlik duygularını tetikliyordu. Ele alınması gereken birçok anı bulunuyordu. Bu süreçte Ayfer Barış ile ilişkisini sorgulayıp ondan bir daha dönmemek üzere ayrıldı.

Simdi artık önceki yaşamına eşlik eden terkedilmişlik duygusu olmaksızın yalnız olmaya tahammül edebiliyordu.

Yeniden bir başkasıyla ilişkiye başladığında farklı bir ilişki kurma tarzının olduğunu anladı. Daha önceleri karşısındaki kişinin onun nasıl bir insan olmasını istediğini keşfetmeye çalışarak ‘kendisini kaybettiğini’ ve sonra sevileceğini ve kabul edileceğini umarak o kişi haline geldiğini anımsadı.

Ayfer artık o eski temanın değiştiğini fark etti çünkü ‘kendini hissedebiliyordu’. Artık kendisini ‘değerli birisi’ olarak görebiliyordu. Öğrendiği iletişim yöntemlerinin yardımıyla ilişkide kendi istediklerini daha net ortaya koyabiliyordu.

En önemlisi de geçmişten gelen duygular ile şu andaki durumlara tepki vermeme konusunda kendisini kontrol edebilmesiydi.

 

Aile İçi Şiddet

Salih’in terapiye gelme sebebi kavgacı ve müdahaleci davranışları, öfkesini denetleyememesi ve şiddetli bir kavga sonrası eşinin eşyalarına zarar verme şeklindeki patlamaları nedeniyle boşanma noktasına gelmeleriydi.

Son zamanlarda yaşadıkları bir kavgayı anlatırken Salih’in elini göğsüne koyduğu seansta terapistin dikkatini çekti.

Bu bedensel hisse odaklanılarak geçmişe odaklanması istendiğinde on yaşındayken Salih’in anne babasının öfkeli bir kavgasını ve buna benzer bir çok tartışmalı sahneleri hatırladı. Salih ilk kez geçmiş ile şimdi yaşadığı problemler arasında bir bağ olabileceğini farketmeye başlamıştı.

Bu anı ile ilgili olumsuz düşüncesi ‘güçsüzüm’ inancıydı. Bu anıyı tam anlamıyla işlemek birkaç seans sürdü fakat her seansta yapılan değerlendirmede ilerlemelerin olduğu açıktı. Farkına vardığı noktalarla birlikte hem kendisine hem de eşine olan şefkati çarpıcı biçimde arttı.

Çocukken tanıklık etmiş olduğu kavgaları işlerken şimdiki evinde tartışma çıkarma dürtüsü azaldı. İlk kez, en çok sevdiği iki insanı birbirini harap ederken izledikçe ne kadar güçsüz hissettiğini ve bunun ilişkileri bir savaş alanından (sorunların hiçbir zaman çözümlenmediği sonu gelmez acı ve mücadele yerleri) başka bir şey olarak görme yeteneğini etkilediğini açıklıkla ele alabildi.

Güçsüzüm’ düşüncesine kaynaklık eden başka anılar üzerinde de duruldu. Böylece Salih alkolü bıraktı, düzenli olarak bir spor salonuna gitmeye başladı ve eşiyle daha samimi ve açık bir diyalog kurduğu bir ilişki içine girdi.

Bu süreç sonunda ‘güçsüzüm’ düşüncesi zayıflamaya başladı. Eşiyle birlikte daha sonra aldıkları çift terapisi ile ilişkileri daha da kaliteli bir hale geldi.

 

Alkol-Madde Bağımlılığı

Erken yaşlardan itibaren alkol ve uyuşturucu madde kullanmaya başlayan Faruk’un kendi ailesinde de bağımlı kişiler vardı. Sorunları unutup bastırma yolu olarak kulladığı alkol ve uyuşturucu maddeler nedeniyle kısa süreli hapis deneyimi de olmuştu.

Ailesine ait otomotiv şirketinde onu bekleyen iyi bir hayat ve kendisine destek olmak isteyen ebeveynleri vardı. Ancak o kendisini bağımlılığından kurtarmakta her seferinde başarısız oluyordu.

35 yaşındayken babasının kansere yenik düşmesi sonucunda alkol ve uyuşturucu kullanımı tekrar şiddetli bir şekilde nüks etti. Bir yıllık bir süre sonrasında yeni girdiği bir işte toparlamaya başlamasının ardından kardeşinin trajik bir şekilde gözleri önünde ölmesi üzerine olumsuz duygularıyla başaçıkmak için bildiği tek yol olan alkol ve uyuşturucuya geri döndü. Sonraki birkaç yıl boyunca iş ve aile hayatı büsbütün bozulmuş ve birçok bela içine girmişti.

28 yıl içinde 4 kez uyuşturucu tedavisi almıştı. En sonuncusunda aldığı 5 aylık EMDR terapisi kendisi için bir dönüm noktası oldu. Kendisini alkol ve uyuşturucu kullanmaya sevk eden geçmişteki olumsuz olayların ele alındığı bu terapi süreci sonrasında kendi işini kurmuş, tüm borçlarını ödemiş, toplumun sağduyulu ve sorumluluk sahibi bir ferdi haline gelmiş ve ailesiyle bağlarını yeniden kurmuştu.

 

Mükemmeliyetçilik

İki erkek çocuğu sahibi olan orta yaşlarındaki Ayhan işkolikliği nedeniyle tavsiye üzerine EMDR terapisine başvurdu. Para endişesinin ve çok fazla çalışmasının onda öfke patlamalarına neden olduğunu biliyordu. Bu problemin ilişkisini daha fazla olumsuz etkilememesini istiyordu.

Terapi sürecinde ‘mükemmel olmak zorundayım’ düşüncesinin dedesinden geldiğini fark etti. Ona verdikleri mesaj ‘çok çalış ve işini mükemmel yap’ idi. İşleme sırasında Ayhan’ın annesiyle matematik çalıştığı ve problemleri anlayamadığı için öfke nöbetine tutulduğu altıncı sınıftan bir anıyı hatırladı.

Ele alınan bu anı seansta başarıyla işlendikten sonra kendiliğinden ortaya çıkan olumlu düşünce şuydu: ‘elimden gelen tek şey, yapabileceğimin en iyisini yapmak ve geri kalan herşeyi akışına bırakmak’.

 

Patolojik Yas

50’li yaşlarındaki Ayşe altı ay kadar önce kocasını kaybetmişti. Faal olarak çalışıyor, kocasının işlerini idare ediyordu ancak içsel olarak kendisini kederine çok fazla saplanmış olarak görüyordu. Morali bozuktu. Yaşamındaki tüm renkler yok olmuş gibiydi.

Bu durum zaman içinde daha iyiye gitmiyordu. Herkes ona aylardır üzüntüsünün hafifleyeceğini söylüyordu ancak hiç bir şey değişmemişti. Ağlayamamış, herşeyi içine atmış gibiydi. Ayşe’nin olumsuz düşüncesi ‘ben güçsüz birisiyim, yaşamıma devam edemeyeceğim’ idi.

Eşinin ölümü EMDR terapisinde ele alındı ve yeniden işleme sürecinde Ayşe kendiliğinden çocukluğunda annesini kaybedişini düşündü. Ölümünden önce annesinin ‘güçlü olmalısın’ dediğini hatırladı. Annesinin rahatsızlığı nedeniyle öleceğini hem Ayşe hem de annesi biliyordu. Bu Ayşe için tam bir ‘jeton düşme’ anıydı.

Annesinin talimatını fazlasıyla kalpten benimsemiş olduğunu fark etti. Daha küçükken sadece dokuz yaşında bir çocukken babasına destek olma zorunluluğunu hissetmişti.

Annesinin ölümünden sonra bile kendisine yas tutma izni vermemişti. Tüm üzüntü ve kayıp duygularını zayıflık olarak düşünüp bastırdı.

Bu anıları işlemek Ayşe’yi hissetmeye ihtiyaç duyduğu şeyleri yaşamakta özgür bıraktı. Annesinin ona yas tutmaman gerekir demek istemediğini anladı. Sadece çocuğunun iyi olmasını istemişti. Bir anda duygularını ve içinde birikmiş olan üzüntüyü yaşamasına izin çıkmış gibiydi.

Terapistine söylediği gibi ‘artık yasımı tutup yaşamıma devam edebilirim’. Eşi ve annesi için seansta ağladı. Rahatlamış ve üstünden bir yük kalkmış olarak hissederek hem annesinin hem de eşinin kendisini teskin eden olumlu anılarıyla yas tutma sürecinden yumuşak şekilde geçmeyi sürdürebildi.

Uzm. Psk. Cem Gümüş

 

EMDR Yönteminin Teorisi
EMDR Yöntemi Hakkında En Sık Sorulan 15 Soru

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir